Neden Heykellerin Kafası ve Kolları Yok?
Antik heykellerin kafa ve kolları ince yapıda olduklarından dolayı depremler fiziksel kazalar ve sembolik saldırılar sonucu zamanla gövdeden kopmuştur.
Tarihsel tahribat ve sembolik anlamlar
Heykellerin eksik kalmasının tek sebebi kazalar değildir; insan eliyle yapılan bilinçli müdahaleler de bu süreçte büyük rol oynamıştır. Tarih boyunca birçok farklı medeniyet ve inanç sistemi, kendinden önceki dönemin izlerini silmek istemiştir. Özellikle Roma ve Antik Yunan döneminden kalan heykeller, daha sonra gelen dini akımlar veya siyasi değişimler sırasında hedef tahtası haline gelmiştir. Bir heykelin kafasını koparmak, o figürün temsil ettiği otoriteyi ve gücü yok etmek için kullanılan en etkili sembolik cezalandırma yöntemidir. Kafası olmayan bir lider ya da tanrı figürü, artık toplum üzerinde bir hükme sahip değildir. Ayrıca savaşlar ve yağmalar sırasında değerli mermer veya bronz parçaları çalınırken, taşıması kolay olsun diye bu çıkıntılı kısımlar kırılarak götürülmüştür. Yani o boşluklar, bazen bir vandalizmin bazen de hayatta kalma çabasının izlerini taşır.1- Depremler ve doğal afetler sonucu devrilme,
2- Taşınma ve sergileme sırasında yaşanan fiziksel kazalar,
3- Dini veya siyasi nedenlerle yapılan bilinçli saldırılar,
4- Yağmacıların parçaları kolay taşıyabilmek için kırması gibi nedenler bu eksikliklerin temelidir.
Bugün kolsuz ve kafasız gördüğümüz o eserler, aslında bize tam hallerinden çok daha fazla şey anlatır. Bu eksiklikler, eserin yaşanmışlığını ve binlerce yıllık tarih fırtınalarına nasıl göğüs gerdiğini kanıtlar. Sanat tarihçileri ve restoratörler, bu parçaları sonradan ekleyerek tamamlamayı genellikle doğru bulmazlar; çünkü orijinal parçanın eksikliği tarihin kendisine aittir. Bir heykelin sadece gövdesinin (torso) kalmış olması, izleyiciyi o figürün geri kalanını hayal etmeye zorlar ve bu da esere mistik bir derinlik katar. Bugün o boşluklara bakarken sadece bir kayıp görmüyoruz, aynı zamanda medeniyetlerin yükselişini, çöküşünü ve zamanın her şeyi nasıl yonttuğunu görüyoruz. Heykelin gövdesi sağlam kalsa bile, kopan her bir parça insanlık tarihinin tozlu sayfalarından birini temsil eder. Bu durum, sanatın sadece formla değil, aynı zamanda o formun başına gelenlerle de nasıl bir bütün haline geldiğini bize her defasında en çarpıcı şekilde gösterir.