Neden Kıskanırız?
Kıskançlık, kaybetme korkusundan beslenen doğal bir duygudur. Ölçülü olduğunda motive edici, aşırı olduğunda yıkıcı etkiler yaratabilir.
Kıskançlığın temelinde “karşılaştırma” vardır. Başkalarının bizden daha çok sevildiğini, değer gördüğünü ya da başarılı olduğunu düşündüğümüzde, benlik algımız sarsılır. Bu duygu çoğu zaman yetersizlik, güvensizlik veya kontrol kaybı korkusundan beslenir. İlişkilerde kıskançlık, partneri kaybetme endişesinden doğar; kardeşler arasında anne-baba ilgisini paylaşamama, iş ortamında ise başarı veya onay rekabetinden kaynaklanır. Ancak kıskançlık her zaman olumsuz değildir. Bazen ilişkilere özen göstermeye, kişisel gelişime yönlendirmeye veya hedef belirlemeye yardımcı olabilir.
Sorun, kıskançlık duygusunun ölçüsüzleştiği noktada başlar. Aşırı kıskançlık, hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Kişi sürekli kontrol etme, sorgulama veya kendini kıyaslama döngüsüne girerse özgüven kaybı yaşar. Bu durum zamanla öfke, paranoya veya bağımlılık davranışlarına dönüşebilir. Kıskançlıkla başa çıkmanın yolu farkındalıktan geçer: duygunun nedenini anlamak, güven duygusunu yeniden inşa etmek ve kendine değer vermek gerekir. Kıskanmak aslında sevmekle değil, kaybetme korkusuyla ilgilidir. Bunu fark eden kişi, duygularını daha olgun biçimde yönetebilir.
Kıskançlığı azaltmak için öz-değer farkındığı geliştirilmeli, iletişim açık tutulmalı ve güven duygusu güçlendirilmelidir. Gerçek sevgi, sahiplenmek değil; karşısındakini özgürce sevebilmektir. Kıskançlık insani bir duygudur, ama ona yön veren biziz. Onu bastırmak değil, anlamak olgunluğun işaretidir.